Merhaba,


Güncelleme (19.09.2016)

Bundan yaklaşık 5,5 yıl önce aşağıdaki ilk hakkımda yazısını yazmışım. Bu kadar uzun süre söz konusu olunca hem mesleki tecrübesi ve hem de kişisel yönelimleri tabii ki değişiyor insanın.

Kapatılan üniversitelerinden birinde Sistem Mühendisliği, Yüksek Lisans Öğrencisiyim. (Yeni üniversitem neresi olacak bilmiyorum.)

2010-2013 yılları arasında kendi işletmesini işletmiş, 2013 yılında başka bir firmada Bilgi İşlem sorumlusu olarak göreve gelmiş, CCNA ve temel MCSE eğitimlerini almış ama sertifikalarını almamış bir beyin işçisiyim. Aşağıdaki yazının aksine bu geçen sürede web yazılımlarının yanısıra tekrar masaüstü yazılımlar da geliştiriyorum.

Bulunduğum firmada maliyeti azaltmak, üretim verimliliğini artırmak ve toplanan verinin verimli kullanılmasını sağlayacak projeler gerçekleştiriyorum.

Bu firmadayken yaptığım iş seyahati sayesinde 2 günlük ilk yurtdışı tecrübemi yaşadım. O zamandan beri bir seyahat isteğidir aldı gidiyor.

Once the travel bug bites there is no known antidote, and I know that I shall be happily infected until the end of my life

― Michael Palin

Bu ilk iş seyahatinden sonra birincisi yedi, ikincisi on, üçüncüsü onsekiz gün süren üç farklı yurtdışı seyahate daha çıktım. Blog’umda da bu seyahatlerime ve ipuçlarına değinmeye karar verdim.

Blog’un tepesine yeni eklenmiş “Seyahatlerim” isimli kategoride hem bu bilgileri hem de bende olduğu gibi okuyucularda da seyahat isteğini uyandırabilecek öğeler paylaşmaya çalışacağım.

İyi günler dilerim.


Mustafa Buğra Balaban

Mustafa Buğra Balaban 06.10.2010 CeBIT/İstanbul

(İlk Hakkımda Yazısı: 26.03.2011)

Kendim hakkında pek birşeye değinmeyeceğim. Sağda resmini görmüş olduğunuz ben, uzun geçmişe dayanan masaüstü yazılım merakından yola çıkarak zamanla ihtiyaç ve ilgi gereği web yazılıma yöneldim.

Blog yazmaya özenmeme rağmen çevremin(andım seni Erdi) dalga geçme potansiyeli yüzünden uzun süredir blog sahibi olup blog yazmayanlardan idim. Sonunda bir şekilde başlamış bulunuyorum.

Bilmeniz gerekir ki;

  • Bu blogta yazılan hiçbirşeyin 100% doğru olduğunu iddia etmiyorum. Yazıları bilgim dahilinde ve gerektiği takdirde öğrenme aşamasında ben de araştırarak yazacağım. Kusursuz olmayabilirler ancak fikir edinmek için faydalı olabilirler.
  • Bu blogta yazılan içerik aksi belirtilmediği sürece ya bana aittir ya da anonimdir. Anonim bölümlerin sahibini biliyorsanız yorumlar vasıtasıyla bana ulaşabilirsiniz, seve seve düzenlerim.
  • Bu blogta yazılan içeriğin hatalı olduğunu ya da daha iyisini bildiğinizi iddia ediyorsanız, yorum kısmı sizin için. Aydınlatın beni.

 

 

 

 

 

Life is tough, that’s a given. When you stand up, you’re gonna be shoved back down. When you’re down, you’re gonna be stepped on. My advice to you doesn’t come with a lot of bells and whistles. It’s no secret, you’ll fall down, you stumble, you get pushed, you land square on your face. And every time that happens, you get back on your feet.

You get up just as fast as you can, no matter how many times you need to do it. Remember this, success has been and continues to be defined as getting up one more time than you’ve been knocked down. If experience has taught me anything, it’s that nothing is free and living ain’t easy. Life is hard, real hard, incredibly hard. You fail more often than you win, nobody is handing you anything.

It’s up to you to puff up your chest, stretch your neck and overcome all that is difficult, the nasty, the mean, the unfair. You want more than what you’ve now, PROVE IT! You want beat the very best out there that is, get out there and earn it! Once you decide that, you’ll know where it is you want to be, then you won’t stop pushing forward until you get there! That’s how winners are made.

At the end of the day, success is what we all want. We all wanna win, and the race will be won. There is no question about that. So c’mon, get out on top, run faster, dream bigger, live better than you ever have before. This is in you. You can do this. Do it for yourself. Prove it to yourself!